Başarısız Bir İnsan Olamazsın

'Başarısız insan' olmak mümkün değildir.

‘Hata yapmak ile başarısız bir insan(looser) olmak aynı şey değildir’. Hatta ‘başarısız insan’ ifadesi başlı başına belirsiz, işe yaramaz, anlam açısından kuvvetsizken yukarıdaki cümle üzerine konuşmak ne kadar doğru şüphe etsem de bu cümlenin en azından üç farklı düşünceyi birbirinden ayırmaya çalıştığını düşünüyorum.

Bir olay, iki olayın yorumu ve üç kimliğimiz. Bu üçü çoğu zaman zihnimizde birbirine karışır.

İlk katman olayın kendisidir. Bir şey deneriz ve sonuç beklediğimiz gibi olmaz. Bu tekil bir olaydır. Bir karar işe yaramamıştır veya bir strateji tutmamıştır ya da bir davranış yanlış sonuç doğurmuştur. Aslında olayın kendisi oldukça sınırlıdır, zaman ve bağlam içinde gerçekleşmiş bir hatadır.

İkinci katman şahsın öznel yorumudur. İnsan zihni olanı nadiren olduğu gibi kavramaya yaklaşır. Haliyle hatayı da olduğu gibi bırakmaz. Onu açıklamaya çalışır. Açıklamaları ise vakumda oluşmaz, steril değildir. Her açıklama birer yorumdur. Hatta alternatif bir gerçekliktir. Ne kadar erken kavranırsa o kadar faydalıdır.

Bu noktada mümkün iki farklı yorumdan ilki ‘Bu karar yanlış çıktı. Keza bu sağlıklı olandır.

İkincisi ise kimliğe sıçrayan yorumdur. Ben yanlışım.’ Yani davranıştan kimliğe geçilir. Tek bir eylem, bütün kişiliğin tanımı haline gelir. Bu bir çok problemin içinden doğduğu derin bir yataktır.

Üçüncü katman kimliktir. Bir hatayı kimliğimizle eşitlediğimizde olay geçici olmaktan çıkar. Benliğimize yapışık hale gelir. Kendimize dair kurgu bir fotoğraf yaratılır ve kişi kendini o fotoğrafın dışından göremez. Artık mesele ‘yanlış bir şey yaptım’ merkezinden uzaklaşır. ‘Ben başarısız biriyim’(looser) minvaline savrulur.

Bu yüzden ‘Hata yapmak ile başarısız bir insan olmak aynı şey değildir’ cümlesi aslında önemli bir zihinsel ayrımı hatırlatır. Hatalar davranışlara aittir, kimliğe değil. Uzun süre bu illüzyona inanmış birini zorlayacak bir ifade olsa da gerçek odur ki; başarısız biri olmak temelde neredeyse mümkün değildir. İfadenin kendisi açıklayıcılık açısından elverişsizdir. Dikkatle incelemeye konulduğunda hızlıca devrilen şüphe götürmez kavramsal zayıflığa sahiptir. Bu, kişi ile eylemler arasındaki ilişki hakkında bozuk bir görüşten doğan derme çatma bir çıkarımdan fazlası değildir. Hatalı bir paketlemedir. Ancak bu paket kaldırılması zor yükleriyle birlikte gelir.

Hataları ısrarla yapsak dahi geçerli midir? Bu sorumluluktan kaçmak anlamına gelmez mi?

Evet yine de geçerlidir ancak bazı şartlara bağlıdır ve sorumluluktan kaçmayı gerektirmez.

'Hata yapmak ile başarısız bir insan olmak aynı şey değildir' cümlesi, hataların kimliğimizi tanımlamaması gerektiğini söyler. Bu ilke, hata bir kere de yapılsa, on kere de yapılsa değişmez. Çünkü hatalar davranış düzeyindedir, kimlik düzeyinde değildir. Kişi davranışlarına eşit değildir. Hasılı, tekrarlanan hatalar kimliği değil, davranış kalıbını gösterir. Kimlikleştirme bir kısa devre yanıtıdır.

İnsan aynı hatayı tekrar tekrar yapıyorsa dahi bu onun ‘başarısız bir insan’ olduğunu göstermez. Stratejinin yanlış olduğuna, geri bildirim alınmadığına, öğrenmenin gerçekleşmediğine, ya da kişinin gerçeği görmekten kaçındığına işaret edebilir. Fakat burada mesele yine kimlik değildir. Öğrenme ve uygulama süreçlerinin kendisidir. Sonuçların kimlikleştirilmesi çoğu zaman değişime değil, aynı hatanın tekrarına alan açar.

Kimlik ve sorumluluk farklı iki konudur ve sıklıkla yanlış bir bağlamın içinde birlikte okunmaya çalışılır.

‘Ben başarısız değilim’ demek doğrudan ve zorunlu olarak ‘Benim hiçbir sorumluluğum yok’ anlamına gelmez. Kişinin davranışlarına eşit olmaması, davranışlarının sorumluluğundan muaf olduğu anlamına gelmez. Burada bir eşitleme hatası vardır. Eşitleme hatasının giderilmesi kişinin davranışlarıyla ilişkisini koparmaz sadece doğru bağlamda okunmasına yardım eder. Bu kişiyi davranışlarının sonuçlarından uzaklaştıramaz.

Genelde iki şeyi karıştırırız. Bir insan hata yapabilir, hatta aynı hatayı tekrar tekrar yapabilir. Sağlıklı düşünme biçimi şu ikisini aynı anda tutabilmektir:

“Bu hatayı yaptım ve bunun sorumluluğunu alıyorum. Ancak bu hata benim kim olduğumu tanımlamaz.”

Sonuçta mesele başarısızlığı ortadan kaldırmak ya da başarıyı ortaya koymak değildir. Çünkü ne kadar kabul etmesi zor gözükse de sonuçlar üzerinde mutlak bir kontrolümüz yoktur. Asıl mesele, başarısızlığı nasıl konumlandırdığımızdır. Eğer her hatayı kimliğimize yapıştırırsak, dönüşümün içinden doğduğu eylem ile kişi arasındaki boşluğu göremeyebiliriz. Ya da daha kötüsü kimliğimizin bir parçası haline geldiği için bilinçsizce kendimizi savunmaya başlayabiliriz.

Çoğu zaman mesele davranış ile kimlik arasındaki mesafeyi koruyabilmektir. Bir insan yaptığı şeylerden sorumludur ama yaptığı şeylerin ne bir tanesinden ne de toplamından ibaret değildir.

Hatanın sorumluluğu alınmalı fakat kişiliğin tanımı haline getirilmemelidir. Çünkü ancak bu ayrım korunabildiğinde insan hatayı gerçekten inceleyebilir. Metakognitif beceri devreye girer ve hatanın kendisi bir inceleme nesnesine dönüşebilir.

Hatalarımı inkar etmiyorum ve onların sorumluluğunu alıyorum. Ama aynı zamanda onları kimliğimin nihai hükmü haline de getirmiyorum. İnsan ancak bu noktada hem dürüst hem de hareket kabiliyetine sahip kalabilir.
Bloga dön