Kendimizle Buluşmadan Ölmesek İyi Olur
Share
Cem Mumcu Dialogger serisinde Nihan Kaya’yı ağırladı. Ona Cem abi gibi bir yakınlıktan seslenmek isterim, kendimi öyle daha rahat hissediyorum. O yüzden öyle diyeceğim. Cem abi’yi YouTube’da Kendine Bakma Kanalı videolarının içindeki konuşmalar, soru cevaplarla tanıdım. Zor zamanlardı. Gençliğin getirdiği kendime dair uzaklığım ve hayata dair tecrübesizliğimle gayri iradi içine düştüğüm o zor zamanlarda boğuluyordum desem yalan olmaz. Hala biraz boğuluyor sayılırım. Cem abi’nin kendine bakma kanalında anlattıkları, toparlamamda yardımcı oldu. Kendimi alıştığım yerlerden anlamak zorunda olmadığımı fark ettim. İlaç gibi geldi.
Rollo May ile de onun vesilesi ile tanıştım diyebilirim. Cem abi Nihan hanımla sohbetinde R.May hakkında ‘Ermiş gibi geliyor bazen’ diyişini May okurken ben de ara ara hissederdim. Nihan hanımı da ‘İyi Aile Yoktur’ kitabı ile tandım. Sosyal medyada linç edildiği bir dönemi hatırlıyorum. Acaba gerçekten ne demek istiyor diye meraklanmıştım.
Zaten insanı kendisine en yakın yerden anlamanın yolu ifadelerine samimi bir merakla kulak kesilmek ve onun hakkında başkalarının ne dediğini bir süreliğine askıya almaktan geçer. Neyse, merakla okuyunca oldukça istifade ettiğimi hatırlıyorum.
Ruhlara şifa bir çok parçayı bu muhabbetin içinde aynı anda karşılayınca heyecanlandım. Bülten’deki siz arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Konuşmanın tamamını buraya özet geçmeyecek, kendi şerh ve eklemelerimle parafraz ettiğim yerler olacaktır. Elimden geldiğince kendi ifadelerine sadık kalacağım. Bir yerden sonra sadece aldığım notları koyup bitireceğim. Böylece 30 dk’lık videonun genel hatlarına 7-8 dk’da tanışıklık kurabileceksiniz
Nihan Kaya, kendimiz hakkındaki bazı olumsuz düşüncelerimizin anne ve babamızın bizim hakkımızdaki olumsuz his ve düşüncelerinden beslendiğini ifade ederek 2. bölüme başlıyor.
Cem abi devam ederken, Bize tarif edilen, ‘şunu yapmalı bunu etmelisinlerle’ karşımıza çıkan bazı çizgilerin, kendimizi olmamış-başaramamış hissetmemizdeki rolünden bahsediyor. Hatta yer yer dışarının da bizi öyle değerlendirip kodladığını ifade ettikten sonra buna kapılmanın ‘kendimizden uzaklaşmanın yolu’ olduğunu söylüyor. Sonra bu muhabbetten başlığa taşınmış, o vurucu ifade ile karşılaşıyoruz.
‘Kendimizle buluşmadan ölmesek iyi olur’
Ben bu cümleyi işittiğimde bir hafif sarsıldım. Bazen kimi cümleler bizi sarsar ancak üzerine düşünmeye başladığımızda barındırdığı anlamın yeterince kuvvetli kurgulanmadığını görürüz. O nedenle bir ufak şüphe ettim. Durdum. Kendimiz kimdir ki biz onunla buluşacağız gibi bir soru zihnimde dolaşmaya başladı. Sonra farkettim, hem sorum çok iyi kurulmamış hem de bağlamı kaçırmıştım. Çünkü bu cümle, muhabbetin güzergahında anlamlı hale geliyor ve vuruculuğunu kazanıyordu.
Kendilik tanımlar içine sığdırılmaya çalışıldığı zaman daralma başlıyor. Kişi sağdan soldan üstüne fırlatılan tanımlar arasında daralan kimliklerin çizdiği çizgiler içinde kendini aramaya çalışıyor.
Buradaki ‘kendimizle buluşmak’ ideal bir kimlikle eşlenmek değil. Kendimizle buluşmak, dışarıdan çizilen çizgiler içinden doğmuş ve ‘kendimize bakışımızın’ tepesinde biriken fazlalıklardan arınmak. Çok da düşünmeden hızlıca itaat ettiğimiz tanımlar arasında kendini aceleye getirmemekti.
Aslında Cem abi devam ederken bunu daha anlaşılır kılıyor ve diyor ki ‘Bizi bekleyen yegane şey kendimiz’. Sonra ekliyor,
Semptomların diliyle kendimize yöneleceğimiz tarafları duyuran sesler, kısılması gerken vızıltılar değil.
Onlar anlamadan uzaklaştırılması gereken utanılası haller değil.
Nihan hanımın depresyonlar ilgili kendi tasvirlerinde biri bu muhabbetin güzergahına oldukça yakışmıştı. Şöyle söyledi ‘depresyon, konuşamadıklarımızın bizim yerimize konuşması.’
‘Mesele’ diyor Nihan hanım,
‘hangi konuşamadığımız bizim yerimize konuşuyor, onu anlamak’.
Sonrasında Mesut Kağan’a atıfla devam ediyor. ‘Biz sorun olarak görüp ortadan kaldırmaya çalışınca kompleksle aramızdaki ilişki kuvvetleniyor’… O yüzden ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onu anlamlandırmak gerekiyor.
Kendi tecrübelerim de bana aynı şeyi fısıldıyor. Bir duyguyu ya da alışkanlığımı anlamlandırmak yerine ortadan kaldırmaya çalıştığımda kendisine daha çok kapılırdım. Hala da öyledir. Başıma gelen latif değişimlerin çoğu, hissetme cesaretini gösterebildiğim duygulardan geldi. Anlamak adına araçlarımın yeterli olduğu durumlar da oldu, yetersiz olduğu durumlar da. Ancak meselenin kaçmak, susturmak, yok etmek olmadığını anlamam bile yeterliydi…
Bültenin buradan sonrasını konuşmadan aldığım bağımsız ufak notları direkt paylaşarak devam ettireceğim.
Nihan Kaya kendisini tanımadığım bir yazara atfen ‘Bizim çoğu zaman sorun olarak gördüğümüz şeylerin aslında çözümün kendisi olduğunu söylüyor.’
Aslında bu muhabbetten aldığım her not tek başına bir bültene ilham olmak adına yeterdi. Sizler neler düşünüyorsunuz. Kendinizi yargılamadan, içinizden geldiği gibi bana dönebilirsiniz. Göndereceğiniz mesajlara samimi merak duyuyorum.
Muhabbetle
Yavuz