Mesele Sauron Değil.
Share
Mesele Sauron'u yenmek değil. Onu Isuldur'un içinde bulunduğu ittifak zaten gerçekleştirdi. Bu Sauron'un ilk yenilgisi olmadığı gibi insan ırkının kaldığı ilk sınav değildi. Ortadaki hayal kırıklığının büyüklüğünü hayal edin. Babası Elendil ve Son İttifak’ın tamamı Sauron’u yenmek için muazzam bir çaba sarf etti. Bu, öyle tek bir düello ya da kısa bir savaş değildi. Elfler ve İnsanlar Son İttifak’ı kurdu, büyük ordular toplandı, uzun ve yıpratıcı bir savaş yaşandı. Ardından Barad-dur yıllarca kuşatıldı. Isildur’un ailesi açısından bakarsak mesele daha da ağır. Elendil öldü, Gil galad öldü. Isildur’un yakınları ve halkı büyük kayıplar verdi ve Sauron ancak bu devasa bedelden sonra yere serilebildi. Fakat Sauron'un ruhunu tekrar yaratabilecek o güç, Isildur'un insani zaaflarını kendi cazibesiyle ele geçirdi ve hayatta kalmayı başardı. Dışarıdaki durum değişmişti, Sauron ve ordusu yenilgiye uğramıştı fakat bu günü dört gözle bekleyen ve uğruna büyük kayıplar veren insan, zaferi karşılayacak yeterli manevi donanıma sahip değildi... Bu yüzden yenmiş olsa da yenildi.
Geçtiğimiz gece 13 yıllık bir dostum ve kardeşiyle muhabbet ediyorduk. Klasik bir cafe muhabbetiydi. Yaşamak için mecbur bırakıldığımız ve bir süre de olsa takip etmemiz gereken sistemin kuralları üstüne konuştuk. Sallıyorduk büyük büyük. Allah bilir neler konuştuk... Şikayetçiydik. Şöyle olursa olduğumuz düzenin içinden kurtulur ve böyle olursa otantik bir hayatı mümkün kılarız gibi konuşmalar içindeyken bir an durdum. Arkadaş 10 dk kadar önce Yüzüklerin Efendisi'ni çok beğendiğinden bahsetmişti. Aklıma takıldı. Peki biz 'şu olduğunda' artık sistemin bize dayattığı sonra da kazandırdığı arzuları bir kenara bırakıp kendimizden beklediğimiz o adımı gerçekten atabilecek miydik? Gün geldiğinde o adımı atabilmek için bugün bir şeyler yapıyor muyduk? Dışarıyı değiştecekken içeriyi ihmal ediyor muyduk? Yoksa sadece o günü getirmeye mi çalışıyorduk? O gün geldiğinde dünyayı ve içimize işlemiş dünyevi arzuları bir kenara bırakıp gerçekten kendimizden beklediklerimizi yapabilecek miydik? Bu düşünce çok nahif ve aldatıcı görünmeye başladı... Ben inanmadım.
Çünkü;
İnsan ilgilendiği her ne varsa onla görünür görünmez bağlar içindedir. O ünlü sözün dediği gibi; insan yapar, yaptığı da döner onu geri yapar. İnsan iyi kötü, belirli kıvamlarda sürekli devinim halindedir. Bakımını ihmal edip, dış dünyada bir şeyleri değiştirince her şeyin düzeleceğine ya da daha iyi olacağına inanmak bize iyi gelebilir ama bizi nihai beklentilerimize ulaştıracağı şüphelidir.
Daha açık hale getirmek gerekirse. Beklediğin güne, beklediğin kişi olarak ulaşabileceğine emin misin? Dünyayı karşılayan içsel donanımına hiç vakit ayırmadığında, meseleler ile aranda var olan bağları ve sendeki anlamları üzerine hiç düşünmediğinde, beklediğimiz gün beklediğimiz kişi olma ihtimalimizin yüksek olmadığını söylemek zor değil. Sormak gerekmez mi? Niyetlerin değişmeyeceğine, iradelerin kırılmayacağına, bakışın bulanmayacağına, gözlerin kararmayacağına, aklın zayıflamayacağına dair bu eminlik nereden gelmektedir? Yoldan kurtulma umuduyla devam ederken yolun dönüştürücü tesirini yok saymak ne kadar akıllıca gözükmektedir? Bu hesaplamaya katılmayacak kadar etkisiz bir değişken midir?
Yoksa beklediğimiz o günün sonuna doğru koşmak için giriştiğimiz sözüm ona o yüksek çabalar, kişisel bir muhasebe ve murakabeden kaçmanın bir başka yolu haline mi gelmiştir?
Dönüp kendimize bakmamak için, dışarıda değişmesi gereken yeni bir şey mi bulmuşuzdur? İnsan fena şey. Dikkat etmekte fayda var.
Dışarıyla ilişkimizi inşa ettiğimiz iç dünyamızın kabiliyet ve donanımları üzerine bugün düşünmezsek, kendisinden ayrılacak bile olsak yürüdüğümüz yolun etkisiyle değişmeyeceğimizin garantisi yoktur. Gün bugündür. Yarının garantisi yoktur. O gün gelir veya gelmez. Sen adına ne dersek diyelim; anlam, manevi, kalp dünyanı ihmal etme. Gerisi hikaye.
O yüzden mesele Sauron'u yenmek değil. Yüzüğü Mordor'un tepesinden kıyamet çatlaklarına atabilmek. O yüzükle çıktığın yolculukta, yüzüğü bırakana kadar kıvamını korumak. Yüzükten vazgeçecek manevi donanımı inşa etmeyi ihmal etmemek. Yoksa gerisi sadece hoş bir cafe sohbeti :)