Peki Ya Süper Gücün?
Share
Süper bir gücüm olsun isterdim. Hangimiz istemez. Çünkü insan olmak çok normal, problemlerle ve acılarla dolu, tanıdık ve sıradan! Nedir yani insan olmak? Yaşadık, gördük, biliyoruz... Böyle düşünüyorsak vay halimize.
Halbuki insan olmak ne acayip bir tecrübe. Varolanı görüp isimlendirdikleri arasına sıkıştırarak, potansiyeli katletme alışkanlığımız sağolsun; insan olmaktan kaynaklanan imkanlardan habersiz yaşıyoruz. Kendimiz ve bizle birlikte olabileceklere dahil katı inançlarımız var. Olasılıklara ezberlerimizden mezarlar kazmış, başına da bizi hareket etmekten alıkoyan tahminlerimizi dikmişiz.
Doğulu bir yogi olan Sadhguru’ya ‘Tüm bu yolculuk, emek ve meditasyonlar süper insan haline gelmek için mi?' diye sorduklarında şöyle cevap vermişti.
Modern yaşamın bütünlüğünü bir arada tutan bazı büyük yalanların kişisel gerçekliğimize dönüşmesiyle içsel bütünlüğümüz parçalanmaya başladı. Doğa üzerinde gün aşırı artıyor gözüken hakimiyetimizin bize verdiği özgüvenle insan olmanın ne demek olduğuna dair kesin kanaatlere vardık ve yaşamın en hassas çizgilerini modernitenin çatlaklarından aldığımız referanslardan çizmeye başladık.
Bu yüzdendir ki bugün, şimdi ve burada, yaşamak için elverişli koşulları yaratma gücümüzün zirvelerinde dahi, bir çoğumuz için yaşamı taşıması zor bir yük haline getirdik. İnsanın tabiatına yabancı ve onunla uyumsuz hikayelere inanarak, hayatta kalmak için tek şansmış gibi dayatılan ezber bir düzenin içinde insan olmakla gelen olasılıkları dahi unuttuk. Stabilite, istikrar, ekonomik büyüme ve başarı gibi yeni yarattığımız putların arasında boşlukların, hata yapmanın, düşmenin, yanılmanın, bırakmanın, ara vermenin günah olduğuna inandık.
Batının yıkılan yalanları, coğrafyamızdaki kendini bilmezlerinin komplekslerine çare gibi gözüktüğünden bu yalanların hemen bir modaya dönüştürülmesine küçük yaşlardan beri şahidim. Tarihin en önemli psikologlarından biri olan R. May, ‘On dokuzuncu yüzyılda modern kültürün bütünlüğünde büyük çaplı çatlakların oluştuğunu görebiliriz; şu anki kaygımızın büyük bir bölümün altında yatan da bu çatlaklardır.’ sözünü 1950’lerde ifade ederken biz insan olmanın kendiliği ile ilgili nihai çıkarımlarımızı batının yıkılmaya yüz tutmuş değerlerinin içinden yaratmakta hala inat ediyoruz.
Yarın bu yaşam elimizden giderken, düşündüğümüz kadar önemi kalmacak olan statü, başarı, istikrar, büyüme gibi sadece zihnimizin içinde var olan kurgularla aramızda öyle bozuk ilişkiler yarattık ki; yaşamanın sürecin içinden beslendiğini göremez haldeyiz. Halbuki yaşam sürecin içindedir. Sonuç birkaç dakikalığına oradadır. Hatta çoğu zaman bizim yarattığımız hikayeden ibarettir. Gelgelelim yaşamda bizimle yola devam eden şeyler, sürecin içinden doğar. Bize arkadaşlık eden süreçtir.
O sürecin içindeki en mühim süper güçlerimizden biri ise ‘denemek’. Kendimizle ilgili yaratıp kimlikleştirdiğimiz bazı hikayeler elimizdeki bu büyük süper gücü budayarak bizleri paralize etmiş olabilir. 10 kere giriştiğimiz bir işten tatmin olmayacak sonuçlarla ayrılmış olabiliriz. Fakat farklı bir niyetle yeniden girişme hakkımızı zorunlu olarak kaybetmeyiz. Öyle ki bizi tatmin etmeyen bazı sonuçlar, varoluş ve onu tecrübe ediyor oluşumuz karşısında oldukça küçük kalır. Çok büyüttüğümüz bazı düşüşlerin, bu koca varoluş karşısında aldığımız pozisyona kıyasla bir oyun ve eğlenceden daha fazla ehemmiyeti hakettiğine inanmıyorum. Bu gereksiz ehemmiyet yer yer eylemlerimizin sonuçlarını kimliğimiz haline getirmek gibi saçma bir mantık örgüsünün içinde bizi yorabilir. Eğer bu zihinsel kurgunun bir bilişsel çarpıtma olduğunun farkına varmazsak modernite tanrılarının izinden sadakatla yürüyemediğimiz için günahkar hisseder ve bize hizmet etmeyen yeni etiketler bulmakta zorluk yaşamayız. Ben şöyleyim, ben böyleyim. Yazıklar olsun bana…
Çocukluk deneyimlerle daha cesur ilişkiler kurabildiğimiz bir alanken yetişkinliğe girdikçe artan putlarımız bu cesareti zedelemeye devam eder. Birey olmanın getirdiği olasılıklar karşısında hissettiğimiz derin kaygılarla sağlıklı bir ilişki kuramadığımızda denemek bizler için gittikçe zorlaşır. Çünkü denersek tekrar başarısız olabiliriz ve başarı ile ilgili yarattığımız bize hizmet etmeyen o kurgunun içinde yok yere acı çekebiliriz. Bir önceki denemelerimizden yola çıkarak kendimize biçtiğimiz o yalandan kimliğe öyle inanmışızdır ki, kimlikten dolayı acı çeksek de, o kurgu kimliği yok etmek ve özgürleşmek için elimizdeki en büyük ve masrafsız imkan olan denemekten kaçarız. Fakat ya denemezsek? Denemeyi unutursak ne olur? Yaşama cesareti gücünü biraz da denemekle aramızda kurduğumuz o ilişkiden alır.
Çoğu insanın inandığının aksine sağlıklı bir başarı kavramı, denemeyi ve yanılmayı yüceltir. Ona gerçek değerini verir. Denemek, büyük sonuçlar elde etmek için değildir. Hayatla tekrar temasa geçerek yeni olasılıkların var olmasına izin vermektir. Çocukluk genelde hayatla sürekli, yeniden temasa geçme adına taşıdığımız süper gücün en zirvede olduğu zaman gibi gözüküyor. Bir süper gücümüz vardır. Denemek ve ısrarla hayatla temasa geçmek. Taki tüm olasılıklarını, kendi kehanetini gerçekleştiren korkularının kapanına kaptırmış bir yetişkin gelip bizi şartlayana dek…
Vazgeçmenin var olamadığı yerde istikrar olmaz. Yanılma ve kaybetme imkanının var olamadığı yerde inkişaftan söz etmek saçmadır. Bir konuda üstat olmak ancak yanılmayı becermekle mümkündür. İyi bir atlet, zirveleri değil dipleri yönetir. Cesaret dahi ancak korkunun olduğu yerde vardır. Bir konuda istikrar sağlamak, en başta istikrar sağlayamıyor olmamızın normal olduğunu bilmekten geçer. Vazgeçmek de, durmak da, ara vermek de yolun parçasıdır. Yolun en önemli parçasıdır. Çünkü daha sonuç ortada yokken onlar bizimledir. O çok istediğimiz sonuçlara ulaşamıyor olmamızın önündeki engel bazen de bu yolun en kıymetli parçalarını görmezden geliyor, kötülüyor, şeytanlaştırıyor olmamızdan kaynaklanır.
Vazgeçmeyi, ara vermeyi, yanılmayı evimize davet edip onlarla sakince yüzleşmiyor ve onların bize diyeceklerini dinlemiyorsak, kitlendiğimiz ve üzerinde kontrolümüz olmayan geçici sonuçların peşinde patinaj çekmemiz kadar doğal ne var?
Yeni olasılıklar ancak hayatla tekrar temasa geçmekle ortaya çıkar. Yaşamın barındırdığı olasılıklar, eyleme geçmeden önce kafamızda yürüttüğümüz ve bizi yaşamla temastan alıkoyan tahminlerimizden geniştir. Denemek özgürleştirir.