Şifalı çizgi film olur mu?
Share
Şifanın nereden geleceği, daha doğrusu sunulacağı belirsizdir. Bir şey sunulduğunda kabul etmeme hakkımız vardır. Israrla ikram edilse de yüz çevirebiliriz. Hatta sıklıkla bize sunulanlara dikkat buyurmadığımız ve ciddiye almadığımız için hafif itelesek açılacak kapıların arkasında anahtar bekleriz.
Yukarıdaki dertle ilişkili ancak tek başına bile hakkında geniş çaplı eserler yazılabilecek diğer talihsizlik ise, kontrolü olmadığı gelecek üstünde yaptığı aşırı tasavvurun insanoğlunu soktuğu o garip çıkmaz ve bilgi sandığı vehimleriyle yaşadığı mantık bulanıklığıdır.
Farkındalık azaldığında akıl kendi etini yiyen bir hayvan gibi işlemeye koyulur; duygular anlaşılmaya başlanana dek aynı akıl eldeki bozuk veri ve yorumlarla savrulur. Ondandır ki rehberlere ihtiyaç vardır. Yalnız insanoğlunun acayipliği hep devrededir. İhtiyacımız olan rehberliğe erişimimiz gelecek üstünde yaptığımız aşırı tasavvurdan nasibini alır. O rehberin yönünü çok biliyormuşuz gibi tayin eder, şifanın geleceği kaynakları kısıtlarız. Ancak şu olursa iyileşeceğizdir ve o olmazsa iyileşmek mümkün değil sanarız.
Genelde acı içinde kıvranırken, çözüme dair hiçbir şey bilmiyor olmanın ümitsizliği ile yanıp tutuşuruz. Lakin farketmeyiz ki sorunumuzu ve çözümü çok iyi biliyormuş gibi davranıyoruzdur... Şifayı erteleyen şey bazen, belki de çoğu zaman, bu tavrın kendisidir.
İyileşmek için, bizi ısrarla aynı döngüye sokan tutum ve niyet üzerine bir 'acaba' demek faydalı verebilir. O 'acaba', daha geniş bir farkındalığın sızacağı çatlaklara vesile olur. Olur ki bu farkındalık, çevremize dönüp bakmaya ve bize sunulanlardan istifade etmeye imkan sağlasın... Eğer buna imkan verirsek, böylesi bir durumda şifayı akşam üstü yemek yerken izlediğimiz bir çizgi filmden dahi alabiliriz.
Bu çizgi film 'Avatar: Son Hava Bükücü' de olabilir. Neden olmasın?
Tüm evrenin dengesini tehdit eden Ateş Ulusu’nun eski kahraman savaşçılarından Amca General Iroh, ateş ulusunun tecride mahkum edilen kovulmuş yeğeni prens Zuko ile yola koyulur.
Zuko kovulmanın ve babasının gözündeki kaybolan itibarının yarattığı acıyı dindirmenin tek yolunun Avatar’ı yakalayıp babasına teslim etmek olduğundan emindir. Öyle emindir ki, bu yolculukta başına gelmeyen kalmaz, yine de pes etmez. Kendisini oğlu gibi gören ve acıyla örülü yolcuğunda ona yarenlik eden Amcası Iroh’a saygıda sürekli kusur ettiği yetmezmiş gibi üstüne onu terkeder. Halbuki Iroh, Zuko’nun babasından daha çok Zuko’ya babalık etmektedir. Zuko’nun şifasının Avatar’ı babasına teslim etmek olmadığını da bilir.
Avatarı izlemeye koyulduğunuzda Iroh’u tembel, çay delisi, eğlence düşkünü, ciddiyetsiz biri gibi görürsünüz. Doğrusu biz sunulu sistemin köleleri Iroh’u böyle görür.
Ancak Iroh tembel değildir. Hayatı kendine has bir ritimle yaşar. İçine doğduğu sistemin davet ettiği arzulara karşı ilgisizdir. O bizim düzenimizin tembelidir.
Iroh sorumsuz da değildir, birilerinin rahatı kaçmasın diye kutsanmış yükümlülüklerin etrafından ustaca dolaşır.
Eğlence düşkünü de değildir. Çok zor görünen şartlarda bile eğlenebilir çünkü şimdinin çocuğudur.
Iroh'un bu tavırları hem kendisini izleyenleri hem de Zuko'yu yavaşça iyileştirir.
Hatırlayanlar olacaktır. Zuko, Avatar’ın tarafına geçip babasını yenmek için yola koyulmadan önce amcasına şu soruyu sorar, ‘savaştan sonra ne yapacaksın?’ Iroh der ki:
Iroh dışarıdan iflasa yakın bir tüccar gibi gözükebilir ama aslında daha karlı bir ticaretin peşinde koşan derviş tavrına sahiptir. Bu tavrı gösteriyor ki Iroh, bize sıradan ve küçük gelen ama kocaman hayatı üstünde taşıyabilen gerçekleri, şimdiyi bir hapishaneye çeviren albenili büyük yalanlara değiştirmez. Iroh’un bu karlı ticareti, en zorlu şartlarda dahi dengeyi gözetmeside ona yardımcı olur.
Zuko’yu ilk günden itibaren cebren değiştirmeye kalkmaması dahi onun bilgeliğine işaret eder. Kan yutar kızılcık şerbeti içer ancak bir başkasını hemen değiştirme arzusunu tatmin etmeye çalışmaz. Çünkü asıl derdi kendini memnun etmek değildir. Zuko’nun değişime müsait kıvama gelmesini bekler. O ana dek Iroh bir tavır hekimi gibi, bilgece davranışlarıyla Zuko’nun kıvama gelmesine hal diliyle yardımcı olur. Asla acele etmez.
Iroh, Zuko'nun şifa sanıp tek bir kaynağa kitlendiği o tüm süreçte iyileşme imkanının daha yakın bir yerlerde olduğunu Zuko’ya gösterir.
Haliyle Iroh'un hem dünya karşısında aldığı tavır hem de yeğeninin bu kısa hikayesi, ona dikkatli bakanlar adına şifa taşıdığı kanaatindeyim.
Iroh’u izlemek, kendimizi kaptırdığımız ve kaptırdıkça bizi daha sert, huzursuz ve hasta eden ezberlerimizle varlığımız arasına bir boşluk koyuyor. Ve izleyip tefekkür ettikçe o boşlukta iyileştiğimi hissediyorum.
İnanıyorum ki şifa zaman zaman, kendimizle olanlar arasına açtığımız o enteresan boşluktan filizleniyor ve buna bir çizgi film karakteri bile vesile olabiliyor.
General 'Derviş' Iroh. İyi ki varsın. Rehberliğin için teşekkür ederiz.
Kardeşiniz,
Yavuz