Dilerseniz bu ileti üzerinden, dilerseniz yavuz@lartesnotlar.com’a e-mail atarak bana ulaşabilirsiniz |
Yabancı dil konuşmak istiyoruz. Öyle bir istiyoruz ki sanki konuşamasak dünyalar başımıza yıkılacak. Bir cesaret aldık ağzımıza bir simple present tense çeviriyoruz evir gevir, bu seferde Colarado doğumlu 5 jenerasyon amerikalı Tony gibi konuşamazsak üzülüyor, karalar bağlıyoruz. Bir dil bir insan iki dil… ooo neler olur o iki dille diye düşünüyoruz.
Tam konuşmaya kalkacağız, Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinin başsavcısı hakkımızda gözaltı kararı çıkaracakmış gibi kaygılanıyoruz. Halbuki Çaycuma başsavcısı o an sevgilisinin eski sevgililerine gözaltı kararı çıkarmakla meşgul. Bilmiyoruz. Bilmediğimiz için kaygılanıyor. Kaygılandığımız için kendi çarpık beklentilerimizin altında kalıyoruz. Sırf o beklentinin altında kaldık diye bir daha insan içine çıkıp konuşamayacak hale getirene kadar kendimizi dövüyoruz. Konuşmayınca da konuşma becerimizin gelişmesine imkan tanımıyoruz. Sırf dışarıdaki bir adet çok bilmişin ‘bu öyle söylenmez yalnız’ demesinden korktuğumuz için başka bir dilin zengin dünyasından kendimizi alıkoyuyoruz.
Bugün Matt Abrahams’ın Luke Thompsan’a verdiği mülakatta değindiği bazı metot ve anlayışların özetini gönderiyorum sizlere. Matt’in değindiği noktalar sadece yabancı dili İngilizce olanlar için değil kendi dilinde de hazırlıksız ya da hazırlıklı konuşmalarda sorun yaşayanlar adına rahatlatıcı etkiye sahip. Ben rahatladım ordan biliyorum.
Matt Abrahams yaklaşık 30 yıldır iletişim alanında dirsek çürütüyor. Kitaplar yazıyor. Stanford Üniversitesi’nde dersler veriyor. Ayrıca Think Fast Talk Smart podcast'inin de hostluğunu üstleniyor.
ÖNEMLİ
Pu konuşmadan aldığım notlar defterimde toplam 8 sayfa tutmuş. Ben buraya o 8 sayfayı yapıştırsam kimse okumaz. Motomot çeviri yapsam o 8 sayfadaki vermediğim her bağlam yüzünden yazdıklarımın anlaşılması zorlaşır. Bu yüzden direkt çeviri yapmak yerine, anlaşılır hale getirmek ve özetlemek için notlarım arasıdan kendi cümlelerimle sizlere aktarmak istedim. Yer yer Matt Abrahams’ın söylediklerini direkt çeviri olarak da koydum. Kimisi benim kendi notlarım ve ifadelerim, kimisi Matt Abrahams’ın ifade ettikleri. İkisini birleştirmek daha kolay ve makul geldi. Mühim olan işe yaraması. Bu da bir dergi ya da köşe yazısı değil zaten. En baştan ifade ettiğim gibi defterdeki notlarımı paylaşıyorum ve yazdığım her şeye katılıyor değilim :)
DAHA ÖNEMLİ
Okuyacaklarınız size sırf tanıdık veya klişe geliyor diye onları görmezden gelmeyelim. Deneyelim ve o klişelerin ortaya çıkaracağı imkanlardan faydalanmaya çalışalım.
Ana dili İngilizce olmayan birinin günlük konuşmalardaki hedefi ne olmalı?
Ana diliniz olmayan bir dilde asıl hedef, o dilde ana dilinizmiş gibi konuşmak ve duyulmak olmamalı. Ana hedef, düşüncelerinizi bir şekilde karşı tarafa iletebilmek olmalı.
Ana dilim gibi konuşmalıyım baskısını üzerinizden kaldırmak ve sadece bilgiyi karşı tarafa geçirmeye çalışmak her şeyi daha da kolaylaştıracaktır.
Bu yüzden çok iyi yapmak yerine, sadece yapmaya odaklanmak çok daha fazla işinize yarayacaktır.
Çok iyi yapmak yerine sadece yapmaya odaklanın.
Hazırlıksız konuşmalarda beceri geliştirmemizi engelleyen şeyler…
En doğru şekilde konuşmaya çalışmak temel problemimiz. Çoğumuz (farkında olmasak da) spontane gerçekleşen bu durumları tehdit edici ve riskli buluruz. İnsanın o farkında olmadığı tarafı, temelde statü ve itibar kaybet riski taşıdığını hisseder ve temel bir defans mekanizması olarak susmayı veya ortamdan uzaklaşmayı tercih eder.
En kötüsü ise, kendi iç sesinizle kurduğunuz sabote edici konuşmalar.
‘Ben doğuştan kötüyüm, anlık konuşmalarda kötüyüm, ben böyleyim, bu değişmez’ gibi cümlelere inanmak yapılabilecek en büyük hatalardan biri. Çünkü bu kesinlikle doğru değil.
Bu tarz durumlarda hissettiğimiz rahatsızlık ve stres insan olmamızın doğal bir sonucu. Ancak bir şeyin tabiatımızdan kaynaklanması onu yönetemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Sunum öncesi veya sırasında kalp atışımızın hızlanması, vücut ısımızın artması gibi durumlarda en azından semptomlara müdahale ederek durumun gidişatını değiştirme gücümüz var. Örneğin, derin ve yavaş bir diyafram nefesi almak veya avuçlarınıza soğuk bir nesne tutup vücut ısınızı etkilemek hiç yoktan semptomları hafifletmek için yardımcı olabilir.
Postürünüze, vücudunuzun duruşuna dikkat etmek dahi işe yarayabilir ve daha özgüvenli bir duruşla bu semptomları az da olsa kontrol edebilirsiniz.
Özellikle titremeye başlarsanız bu adrenalinin bir sonucu olabilir. Tehlikeli durumlardan, bir an önce harekete geçip, daha güvenli bir yere gitmeye yardım eden adrenalin, bedenimizin beklenmedik konuşma ya da sunum anlarını birer tehdit olarak algılamasından kaynaklanıyor olabilir.
Böyle durumlarda bedene bu durumun tehlike içermediğini gösterebilmek için sağa sola yalpalamak yerine vücut postürümüzü özgüven sinyalleyen bir pozisyona getirip bedende yaptığımız bu değişikliğin imkanlarında faydalanabiliriz.
Ancak bunlar sadece semptomları hafifletmeye çalışmak olur. Bu nedenle temelde bazı inançlarımızı ve düşünme biçimlerimizi değiştirmemiz gerek.
Nasıl düşünmeliyiz
Henüz değil, demeyi öğrenmeliyiz. Konuşurken hata yaptığımızda hiçbir şey bitmiş değil. Hatta bu hata bir sonraki konuşmalarda daha iyi olmak için geçirmeniz gereken bir evreden fazlası değil. İyi olabilmek için zaten hata yapmamız gerekiyor. Eğer yanlış yaptıysan bu iyi bir haber. Doğru yoldasın. Çünkü ancak hata yaparak üzerinde emek verdiğimiz alanda gelişme kaydedebiliriz. Sadece henüz istediğimiz seviyede değiliz, ama hata yapmaya izin vererek oraya doğru yürüyeceğiz.
Diğer önemli nokta. Her zaman çok iyi olmayı beklememeliyiz. İletişime 30 yılını veren biriyim, belki bu konuşma şu an çok iyi gidiyor olabilir ancak her konuşma böyle değil. Soruları hala yanlış anlıyorum, hala yanlış cevaplar veriyorum, unutuyorum, şaşırıyorum. Eskisi kadar olmasa da hala tonlarca hata yapıyorum.
Bir gün mükemmel olmanın hayalini kurup sırf bugün mükemmel değiliz diye konuşmayı ve denemeyi bırakıyoruz.
Bir mükemmel diye bir şey yok. Sadece daha az hata ile yapabilir duruma gelmek var. O duruma da ancak hata yaparak gelebiliriz. İki iyi olabilmek bugün zaten iyi olamamaktan geçiyor. Hata yapmanıza izin verin. Biran önce verin.
Neye odaklanmalıyız
Bir sürü sekme açılmış bir internet tarayıcısı düşünün. Her sekmeye, açık olan diğer sekmelerden dolayı normalden biraz daha az hafıza ayrılıyor. Sırf bu yüzden her sekme diğer sekmelerin açıklığı kadar daha az performans gösteriyor. Konuşurken de durum biraz böyle diyebiliriz.
Eğer ki karşınızdaki ile sahici bir bağlantı kurmaya çalışmak ve sadece aklınızdakileri iletmek yerine ‘nasıl söylediğinize, iyi söyleyip söylemediğinize, yaptığınız hataya, söylediklerinizin dışardan nasıl gözüktüğüne’ odaklanırsanız zaten tam da bu yüzden kendinizi iyi ifade edememe ihtimaliniz yükseliyor.
Konuşmanın kendisine değil de konuşmayı iyi yapmaya odaklanmak, daha iyi yapamamamızın asıl sebebi.
Özetle iki şey önemli. Ne söylediğimize odaklanıp ve bu kendi üstünüzde yarattığımız bu gereksiz ekstra baskıyı azaltabiliriz ve mükemmel görünmek yerine karşımızdaki kişiyle bağ kurmaya odaklanabiliriz.(bu gereksiz baskıları kaldırınca bağ zaten kendi kendini kuruluyor.)
Sizi dinleyen kişiye veya dinleyicilere odaklanın. Sadece mesajınızı karşı tarafa geçirmeye çalışın. Doğru mu söylüyorum, yanlış mı söylüyorum takılmayın.
Özellikle ingilizcesi yabancı dili olanlara vermeyi sevdiğim bir tavsiye var.
Ortalama olmayı, vasat olmayı hedefleyin konuşurken. Üzerinizde yarattığınız ekstra baskıyı bu yolla hafifletebilirsiniz.
Mükemmel olmak için yarattığımız baskı çoğu zaman iyi olmamızın önündeki ilk engeldir.
Kulağa absürt geliyor olabilir. Fakat bazılarımızın işine yarayacağından emin olabilirsiniz. Çalışıyor.
Özellikle konuşmanın kötü gittiği bir yerde karalar bağlayıp, ben yetersizim gibi bilişsel çarpıtmalar kullanmak yerine, sadece henüz iyi değilim demeyi unutmayın. Geleceğe dair hissedeceğiniz ümidin size pozitif duygular getirmesine izin verin. Onlar sizin yol arkadaşınız.
Konuşmaları, diyalogları, hazırlıksız giriştiğiniz muhabbetleri bir sınava tabi tutuluyormuşsunuz gibi algılamayın. Böyle konuşmalarda bir testin içinde değilsiniz. (biri sizi teste tabi tutuyor gibi konuşuyorsa bu onun sorunu).
Diyalog imkanlarını test gibi algılamak sizi iletişim kurmaktan, bağlantı kurmaktan uzaklaştıracak ve dil becerinizi pratik etme imkanından mahrum bırakacaktır. Korkmayın.
Film aşamasında ‘takes’ dediğimiz çekimler alınır. Aynı sahnenin belki de 3-5 çeşidinin çekildiği olur. Aralarından en uygunu ve iyisiyle devam edilir. Konuşurken yapılan hataları da bu çekimlere benzetiyor Matt Abrahams. Yaptığınız ‘mistakes’ (hatalara) sadece ‘different takes’ yani farklı çekimler gibi bakarsanız, onları hata yerine bir şeyi söylemenin farklı versiyonları olarak görebilirsiniz. Gün geçtikçe, aralarından iyi olanlarıyla devam edersiniz. Hata yapmaktan korkmayın. Onlar düşündüğünüz hatalardan değil, sadece daha iyi olmak için geçirmeniz gereken birer süreç.
Paketleyerek konuşmayı deneyin
Beynimiz bir sel gibi akıp gelen, adeta listeleme şeklinde aktarılan bilgileri karşılama noktasında o kadar da iyi değil. Matt Abrahams bu paketleme tekniğinin özellikle yabancı dili İngilizce olan öğrencilerin işine çok daha fazla yarayacağından bahsediyor.
Söyleyeceklerinizi, beynin daha rahat karşılayacağı bir yapı üzerine kurmak konuşan kişiyi de oldukça rahatlatacaktır. Mesajınızı hızlıca iletmek istiyorsanız, TV reklamlarında da oldukça kullanılan bir yapı olan; problem, çözüm ve faydaları 3’lüsünü kullanmak işinizi kolaylaştıracaktır.
Karşı tarafta anlattıklarımızın sindirimini kolaylaştıracak yapıları kurmadan önce kendinize şu 3 soruyu sormanız bu yapıları kurmak adına yardımcı olur. Bu sorular ‘what, so what, then what’. Ne, E nolmuş yani, ya sonra.
Konuşurken bu 3’lüyü kullanmak konuşmanızı da kolaylaştıracaktır.
Kendinize aktarmak istediğiniz bilginin ne olduğunu sorun, sonra onun neden anlatmaya değer olduğunu düşünün, sonrasında ise sonuçlandırın.
(anlatmak istediğiniz şeyin değerli olmasının bir önemi yok, burada değerden kastımız, karşı tarafa neden anlattığımız sorusuna kendi içimizde cevap verip, mesajımızı daha organize biçimde ulaştırmak) Bu organizasyon, kendisine alıştıkça konuşmayı kolaylaştırıyor.
Paketleme mevzusunun oldukça yardım edici olduğunu çok kez tecrübe ettim.
Abrahams’ın kitabındaki paketleme tekniklerini sonraki bültenlerde sizlere ulaştıracağım.
EKSTRA
Cümle veya kelimelerimizin arasını doldurduğumuz mmm, ııı gibi dolgular sizi endişeye sevk etmesin. Bunlar normal. Problem bu doldurucuların dikkat dağıtıcak kadar yoğun kullanılmasında. Hedefimiz konuşma sırasındaki boşlukları veya bu tarz dolguları tamamen ortadan kaldırmak değil. Filmleri hatırlayın. Nefes aralığı veya dolgu bulunmayan konuşmalar zaten bizlere genelde doğal gelmez. Yapacağımız en büyük hata, sırf bu dolguları kullanıyoruz diye konuşmamak. Konuşun, kullanın. Ne tarz duraklamalar ve dolgular kullanıyoruz bunun farkında olun. Farkındalık çözüm adına ilk basamak. Çünkü farkında olmadığınız şeyi değiştirmek zordur. Temelde hedef, honuşmalarınızdan bu tarz dolguları tamamen çıkarmak değil sadece bu dolguların sıklığını düşürmektir.
20 yıl boyunca yabancı dili İngilizce olan öğrencilere ders veren annesinin süper gücünden bahsediyor Matt Abrahams ve diyor ki;
Onun süper gücü öğrencilerine kelime ve dil bilgisi öğretmek değildi. O öğrencilerini hata yapmaya, tekrar etmeye ve öğrenmeye cesaretlendirebiliyordu.
Evet dostlar, bizler de bugün belli konularda kendimize hata yapma izni verme gibi bir süper gücümüz olduğunu hatırlayalım. İyi olmak istediğimiz her konuda hata yapmak adına hemen harekete geçelim ve bir an önce hata yapalım.
Biri size yaklaşıp, konuşmanızdan utandırmaya çalışıyorsa, asıl utanılacak şeyi o kişinin yaptığını ona söyleyebiliriz. Söyleyemesek de utanılacak bir şey yapmadığımızı kendimize ifade edebiliriz.
Dönün ve o şımarık çiğ insanlara şunu söyleyin 'ben böyle kırık dökük konuşarak iyi olma yolunda cesaretle yürümeye çalışırken, sen oturduğun yerden çabalayan bir insana köstek olmaktan başka bir şeye yaramıyorsun. Gölge etme yeter.'
Muhabbetle,
Yavuz
|
|
Yavuz Caner
Lütfen yorumlarını ve iletmek istediğin mesajı bu e-maile karşılık vererek bana ulaştır.
|
Cambridge, Massachusetts
Unsubscribe · Preferences